1. Giriş
Arabuluculuk, özellikle iş uyuşmazlıklarında, yargılama yükünü azaltmak ve taraflara hızlı bir çözüm zemini sunmak amacıyla hukuk sistemine dâhil edilmiş alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden biridir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18. maddesi, arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamının taraflarca belirleneceğini, anlaşma belgesinin taraflar ve arabulucu tarafından imzalanacağını ve belirli hâllerde bu belgenin ilam niteliğinde belge sayılacağını düzenlemektedir.1 Ancak arabuluculuk anlaşmasının iradi niteliği, onun borçlar hukukunun genel geçerlilik ve sakatlık sebeplerinden tamamen muaf olduğu anlamına gelmez.2
Bu bağlamda, Türk Borçlar Kanunu’nun 28. maddesinde düzenlenen aşırı yararlanma (gabin) kurumu, arabuluculuk anlaşma tutanaklarının geçerliliğinin denetiminde önemli bir normatif araç haline gelmiştir.3 Özellikle işçi-işveren uyuşmazlıklarında, işçinin ekonomik ve sosyal bakımdan zayıf taraf olması, iş sözleşmesinin sona ermesinden hemen sonra yapılan arabuluculuk görüşmeleri ve düşük bedel karşılığında tüm hak ve alacaklardan feragat edilmesi gibi olgular, gabin iddiasını gündeme getirmektedir. Bununla birlikte, gabin için yalnızca açık oransızlık yeterli olmayıp, zayıf tarafın zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılması gerekir.4
Bu çalışma, Yargıtay’ın arabuluculuk anlaşma tutanaklarına ilişkin güncel yaklaşımı ışığında, gabin nedeniyle iptal kararı verilmesinin hukuki dayanaklarını ve sınırlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel sorusu şudur: Arabuluculuk anlaşma tutanağı, TBK m. 28 uyarınca hangi hâllerde iptal edilebilir ve bu denetimin sınırları nelerdir?
2. Kavramsal ve Normatif Çerçeve
2.1. Aşırı yararlanma (gabin) kurumu
TBK m. 28’e göre bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa ve bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılarak gerçekleştirilmişse, zarar gören sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalıp oransızlığın giderilmesini isteyebilir.3 Bu düzenleme, gabin için iki unsur arar:
Objektif unsur: Edimler arasında açık oransızlık,
Sübjektif unsur: Bu oransızlıktan yararlanılması; zayıf tarafın zor durumda kalması, düşüncesizliği veya deneyimsizliğinin istismarı.5
Yargıtay’ın güncel içtihatlarında da bu ikili yapı açıkça vurgulanmaktadır. Özellikle 9. Hukuk Dairesi’nin 2025 tarihli kararında, sözleşmenin gabin nedeniyle geçersiz sayılabilmesi için objektif ve sübjektif unsurların birlikte gerçekleşmesi gerektiği; yalnızca oransızlığın varlığının tek başına yeterli olmayacağı belirtilmiştir.6
2.2. Arabuluculuk anlaşmasının hukuki niteliği
6325 sayılı Kanun’un 18. maddesi uyarınca arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir; anlaşma belgesi taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır.1 Belirli hâllerde bu belge, ilam niteliğinde belge sayılır ve icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın sonuç doğurabilir.1 Ayrıca aynı maddenin 5. fıkrası, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağını öngörmektedir.1
Ne var ki bu düzenleme, anlaşma belgesinin her durumda dokunulmaz olduğunu göstermez. Zira arabuluculuk anlaşması, maddi anlamda bir sulh sözleşmesi veya en azından sözleşmesel bir irade açıklaması olarak değerlendirilir ve genel borçlar hukuku denetimine tabidir.7 Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2024/10791 K. sayılı kararında da ihtiyari arabuluculuk tutanağının TBK m. 28 kapsamında incelenebileceği; hatta gabin hâlinde alacağın tamamının tahsili veya oransızlığın giderilmesi istemiyle dava açılabileceği kabul edilmiştir.8
3. İncelenen Kararın Özeti
İncelenen uyuşmazlıkta davacı işçi, iş sözleşmesinin feshedildiği gün düzenlenen ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini talep etmiştir. Davacı; işten çıkarılmasının hemen ardından ekonomik ve psikolojik açıdan zayıf durumda bulunduğunu, ilaç kullanımı nedeniyle iradesinin yeterince sağlıklı oluşmadığını, anlaşma tutanağında kendisine ödenen meblağın gerçek alacaklarıyla karşılaştırıldığında açık biçimde yetersiz kaldığını ileri sürmüştür.
İlk derece mahkemesi ve istinaf merci, davacının;
iş sözleşmesinin feshedildiği gün arabuluculuğa başvurmuş olması,
işsiz kalmasının yarattığı ekonomik zorluk,
sağlık sorunları ve ilaç tedavisi nedeniyle irade açıklamasının etkilenmiş olması,
işveren lehine belirgin edim dengesizliği bulunması,
arabuluculuk sürecinin gerçek müzakere niteliği taşımaması
nedenleriyle gabinin unsurlarının oluştuğu sonucuna varmıştır. Mahkemeler, özellikle davacıya ödenen 156.058,70 TL tutarın, işçinin kıdemi ve alacak kalemleri dikkate alındığında açık bir oransızlık oluşturduğunu kabul etmiş ve anlaşma tutanağının iptaline karar vermiştir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin ilgili kararında ise, mahkemelerin bu değerlendirmesi onanarak, gabinin objektif ve sübjektif unsurlarının somut olayda gerçekleştiği kabul edilmiştir.6
4. Hukuki Değerlendirme
4.1. Arabuluculuk kurumunun iradi yapısı ve gabin tartışması
Arabuluculuk, özünde taraf iradesini merkeze alan bir çözüm yöntemidir. Tarafların uyuşmazlığı hangi kapsamda çözecekleri, hangi edim üzerinde anlaşacakları ve hangi alacaklardan feragat edecekleri, kural olarak kendi serbest iradeleriyle belirlenir.1 Bu nedenle arabuluculuk anlaşmasının geçerliliği değerlendirilirken, sırf sonuç itibarıyla bir tarafın daha az veya daha çok yarar sağlaması yeterli görülmemelidir. Aksi hâlde her düşük tutarlı anlaşma sonradan gabin iddiasına konu edilebilir ve arabuluculuk kurumu işlevini yitirebilir.
Doktrinde de gabin bakımından asıl belirleyici noktanın, edimler arasındaki oransızlıkla birlikte bu oransızlıktan bilinçli biçimde yararlanma olduğu kabul edilmektedir.5 Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2025/2580 K. sayılı kararında, davalının davacının özel durumunu bilerek istismar ettiğinin ispatlanamadığı durumda gabinin sübjektif unsurunun gerçekleşmediği açıkça belirtilmiştir.6 Bu yaklaşım, gabin ile salt ekonomik dengesizlik arasındaki farkı net biçimde ortaya koymaktadır.
4.2. İspat yükü ve gabinin objektif-sübjektif unsurları
Gabin iddiasında ispat yükü, iddiayı ileri süren taraftadır. Bu taraf, hem açık oransızlığı hem de karşı tarafın bu oransızlıktan zayıf durumdan yararlanarak faydalandığını ortaya koymak zorundadır.35 Özellikle iş ilişkilerinde işçinin korunan taraf olduğu doğru olsa da, bu koruma gabin şartlarının otomatik olarak oluştuğu anlamına gelmez.
İncelenen karar bakımından objektif unsurun varlığı, yani ödenen tutarla gerçek alacaklar arasında fark bulunduğu iddiası, bilirkişi veya hesap verileri üzerinden desteklenmiştir. Ancak sübjektif unsur bakımından daha dikkatli bir değerlendirme gerekir. İşçinin ekonomik zorluk içinde olması, karşı tarafın bu zayıflığı bilerek sömürdüğünü tek başına göstermez. Benzer şekilde sağlık sorunları veya ilaç kullanımı, doğrudan gabin sonucunu doğurmaz; bu olgular ancak karşı tarafın bunları bilerek süreci avantajına çevirdiği ispatlandığında anlam kazanır.6
Bu yönüyle mahkeme kararlarının en tartışmalı tarafı, zayıf durumun tespiti ile bu durumdan yararlanma unsurunun bazen birbirine yaklaşmasıdır. Oysa TBK m. 28, açık biçimde iki aşamalı bir denetim öngörür.3
4.3. Aydınlatılmış rıza, vekil ile temsil ve arabuluculuğun geçerliliği
Arabuluculuk görüşmelerinde tarafların sonuçları bilerek ve anlayarak anlaşmaya varmaları gerekir. Bu, uygulamada “aydınlatılmış rıza” olarak da nitelendirilebilir. Tarafın anlaşmanın kapsamını, feragat ettiği hakları, olası dava sonuçlarını ve ekonomik etkileri anlayarak karar vermesi, iradenin sağlıklı oluşumu bakımından önemlidir. Bununla birlikte, arabuluculuk sürecinde tarafın avukatla temsil edilmesi veya hukuki yardım alması, gabin iddiasını zayıflatabilecek unsurlardan biridir. Çünkü bu durumda tarafın deneyimsizlik veya bilgisizlikten yararlanıldığı iddiası daha güç bir ispat gerektirir.17
6325 sayılı Kanun’da anlaşmanın kapsamının taraflarca belirleneceğinin açıkça belirtilmesi, bu sürecin esasen müzakereye dayandığını gösterir.1 Dolayısıyla arabuluculuk anlaşmasının iptalinde, sırf tarafın sonradan “gerçek alacağını bilmiyordum” demesi yeterli olmaz; anlaşma sırasında ne ölçüde bilgilendirildiği, temsil edilip edilmediği, pazarlık gücü ve karşı tarafın davranışları birlikte değerlendirilmelidir.
4.4. 6325 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile olası gerilim
6325 sayılı Kanun’un 18/4 ve 18/5 hükümleri, anlaşma belgesine önemli bir bağlayıcılık ve icra kabiliyeti tanır.1 Ancak bu durum, sözleşmesel geçerlilik denetimini ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte, iptal denetiminin çok geniş yorumlanması halinde, Kanun’un 18. maddesinde öngörülen ilam niteliğinde belge vasfı fiilen zayıflayabilir.
Bu noktada denge önemlidir:
Bir yandan zayıf tarafı korumak,
Diğer yandan arabuluculuk anlaşmalarının güvenilirliğini korumak gerekir.
İncelenen karar, bu dengeyi işçi lehine korumaya çalışırken, arabuluculuk kurumunun öngörülebilirliğini ikinci plana atmış görünmektedir. Özellikle aynı gün sonuçlandırılan arabuluculuğun tek başına geçersizlik sebebi sayılması, uygulamada birçok anlaşmayı tartışmalı hâle getirebilir.
5. Yargıtay’ın Güncel İçtihatlarıyla Karşılaştırma
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2024/10791 K. sayılı kararında, ihtiyari arabuluculuk tutanağının TBK m. 28 çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, gabin halinde alacağın tamamının tahsili veya oransızlığın giderilmesi istemiyle dava açılabileceği ifade edilmiştir.8 Aynı karar, arabuluculuk tutanağının TBK m. 27, 30, 36 ve 37 gibi genel geçersizlik ve irade fesadı hükümleriyle birlikte düşünülmesi gerektiğini vurgulamaktadır.8
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2025/2580 K. sayılı kararında ise, açık oransızlık bulunmasına rağmen, davalının davacının özel durumunu bilerek istismar ettiği ispatlanamadığı için gabin şartlarının gerçekleşmediği sonucuna varılmıştır.6 Bu karar, gabin için yalnızca ekonomik sonuçların değil, karşı tarafın bilinçli yararlanma davranışının da ispat edilmesi gerektiğini güçlü biçimde ortaya koymaktadır.
Buna karşılık karşı oy gerekçelerinde, işçinin zor durumda olması, işsiz kalması ve alacaklarını tam olarak bilebilmesinin güçlüğü sebebiyle gabin değerlendirmesinin daha geniş yapılması gerektiği savunulmuştur.9 Bu farklılık, arabuluculuk anlaşmalarına yönelik yargısal yaklaşımın henüz tam anlamıyla yeknesaklaşmadığını göstermektedir.
6. Doktriner Tartışmalar
Doktrinde iki temel yaklaşım dikkat çekmektedir:
6.1. Koruyucu yaklaşım
Bu yaklaşıma göre, işçilik alacaklarına ilişkin arabuluculuk anlaşmalarında işçi çoğu zaman ekonomik ve psikolojik bakımdan zayıf konumdadır. Özellikle işsiz kaldığı dönemde haklarını tam olarak değerlendirmesi güç olabilir. Bu nedenle anlaşma tutanakları, şekli olarak geçerli görünse dahi, maddi içerik bakımından sıkı denetime tabi tutulmalıdır.10
6.2. Sözleşme güvenliği yaklaşımı
Diğer yaklaşım ise arabuluculuk kurumunun taraf iradesine dayandığını, bu nedenle anlaşmaların sonradan kolayca iptal edilmesinin kurumun işlevini bozacağını savunur. Bu görüşe göre, gabin ancak gerçekten ispatlanmış, objektif ve sübjektif unsurları açık biçimde oluşmuş durumlarda kabul edilmelidir. Aksi hâlde arabuluculuk, kısa sürede uyuşmazlık çözme işlevini kaybeder ve her anlaşma potansiyel dava konusu hâline gelir.58
Kanaatimizce isabetli çözüm, bu iki görüş arasında dengeli bir noktadadır. Zayıf tarafın korunması elbette önemlidir; ancak koruma, sözleşme güvenliğini ortadan kaldıracak kadar geniş yorumlanmamalıdır. Arabuluculuk anlaşmasının geçersizliğini ileri süren taraf, yalnızca ekonomik dengesizliği değil, bu dengesizliğin hangi davranışlarla istismar edildiğini de somut delillerle ortaya koymalıdır.6
7. Sonuç
Arabuluculuk anlaşma tutanağının TBK m. 28 kapsamında gabin nedeniyle iptali mümkündür; ancak bu, istisnai bir denetim yoludur. Bu denetimde açık oransızlık tek başına yeterli değildir. Zarar görenin zor durumda kalması, deneyimsizliği veya düşüncesizliğinden yararlanılması şarttır.3 Yargıtay’ın güncel içtihatları da bu iki unsurun birlikte aranması gerektiğini teyit etmektedir.68
İncelenen karar, işçi lehine korumacı bir sonuç üretmekle birlikte, gabin değerlendirmesini yer yer genişletmiş; özellikle sübjektif unsurun ispatında nispeten esnek bir yaklaşım sergilemiştir. Bu durum, kısa vadede zayıf tarafın korunmasını sağlasa da, uzun vadede arabuluculuk kurumunun güvenilirliğini, ilam niteliğindeki anlaşmaların öngörülebilirliğini ve hukuki güvenliği zedeleyebilir.
Bu nedenle uygulamada, arabuluculuk anlaşma tutanaklarına ilişkin gabin iddiaları değerlendirilirken:
açık oransızlık somut verilerle belirlenmeli,
karşı tarafın bu oransızlıktan yararlanıp yararlanmadığı sıkı biçimde ispatlanmalı,
tarafların temsil durumu, bilgilendirilme düzeyi ve müzakere süreci dikkatle incelenmelidir.
Sonuç olarak, arabuluculuk anlaşmalarının geçerliliği hem zayıf tarafın korunması hem de sözleşme güvenliğinin sağlanması arasında hassas bir denge gerektirir. Bu dengenin bozulması, ya işçinin korunmasız kalmasına ya da arabuluculuk kurumunun işlevsizleşmesine yol açabilir.
Sonuç / Özet
Bu makale, arabuluculuk anlaşma tutanağının TBK m. 28 uyarınca gabin nedeniyle iptal edilebileceğini, ancak bunun için açık oransızlık + sömürü + zayıf durumun istismarı unsurlarının birlikte ve somut delillerle ispatlanması gerektiğini göstermektedir. Yargıtay’ın güncel içtihatları, arabuluculuk belgelerinin genel hükümlere tabi olduğunu kabul etmekte; fakat gabinin varlığını otomatik varsaymamaktadır. En önemli nokta, arabuluculuk anlaşmasının yalnızca düşük bedelli olması nedeniyle değil, gerçekten irade fesadı veya aşırı yararlanma oluştuğu ispatlandığında geçersiz sayılabilmesidir.
Dipnotlar
1 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 18.
2 Aynı doğrultuda, arabuluculuk anlaşmasının özel hukuk sözleşmesi niteliği taşıdığı ve genel hükümlerden bütünüyle bağımsız olmadığı yönündeki değerlendirme için bkz. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2023/11638 E., 2024/10791 K.
3 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 28.
4 TBK m. 28’in sistematiği ve gabin için objektif-sübjektif unsur ayrımı hakkında genel değerlendirme için bkz. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 28.
5 Gabin kurumunun açık oransızlık ve yararlanma unsurları hakkında bkz. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 28.
6 Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2024/15068 E., 2025/2580 K.
7 6325 sayılı Kanun m. 18/1, 18/4 ve 18/5 hükümleri ile arabuluculuk anlaşmasının sözleşmesel niteliği arasındaki ilişki için bkz. 6325 sayılı Kanun m. 18.
8 Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2023/11638 E., 2024/10791 K.
9 Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2024/15068 E., 2025/2580 K. – karşı oy ve gerekçeler.
10 Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2021/2800 E., 2023/4645 K.
Kaynakça
Mevzuat
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 28.
Resmî metin: https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6098&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=56325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, m. 18.
Resmî metin: https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6325&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği, m. 21.
Resmî metin: https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=24638&mevzuatTur=7&mevzuatTertip=5
İçtihatlar
10. Hukuk Dairesi 2023/11638 E. , 2024/10791 K.
9. Hukuk Dairesi 2024/15068 E. , 2025/2580 K.
10. Hukuk Dairesi 2021/2800 E. , 2023/4645 K.
9. Hukuk Dairesi 2024/15068 E. , 2025/2580 K. - Karşı oy ve gerekçeler
Yorumlar
Yorum Yapın
E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yorumunuz moderasyon onayından sonra görünecektir.